Balayı Programı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Balayı Programı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Tanah Lot Temple, Bali

 
Gönül rahatlığıyla diyebilirim ki Tanah Lot tapınağı Bali'nin en güzel tapınaklarından biri... Mekanda bir şey aramayın tabi ki...
Temple'ın kendisi, ihtişamı, rengi, kayaların şekilleri, görkemi...
çok ilginç gelmişti bana ve biraz korkutucu hatta...
Resimlerden de görebilirsiniz ki kayalar sulardan dolayı şekil değiştiriyorlar...
yani bugün gitsem kesin biraz daha farklı göreceğim...
Erozyon nedeniyle çok değişiyormuş her sene...

Oraya gitmek için en güzel saatler kesinlikle gün batımı saatleridir.
O sıralarda oralarda olursanız mükemmel fotoğraflar çekebilirsiniz...
Bunlar bizim çektiklerimizden birkaçı...

 

Ku De Ta @ Seminyak, Bali

 
Ubud dağları tepeleri bitti.
Sahil tarafına inme zamanı geldi.
Otelimiz Jimbaran'da Puri Bali diye bir otel... mükemmel bir yer... orayı daha sonra yazacağım... Şimdi sizlere Bali'de ve sahil kısmındaysanız - Kuta, Jimbaran, Seminyak gibi - nerelere gidebilirsiniz, nerelerde yiyebilirsiniz gibi birkaç önerim olacak...

ilk başladığım mekan ise Ku De Ta.
Ku De Ta hakkında çok şey duymuştum...
güzeldi, pahalıydı, çok kalabalıktı, rezervasyonsuz almazdı diye...
ve doğum gününde mutlaka orada olun diye tavsiyeler de aldım.
Biz de dedik bir bakalım mekanı görelim rezervasyona çok da gerek olmaz belki diye... ama özellikle restaurant kısmına imkansız rezervasyonsuz giremiyorsunuz... biz de beach kısmında koltuklara yayılıp yemek yemeceli "lounge" kısmında yemek yiyebildik (orada yemek için bile baya sıra bekledik bu arada!).
 
Bali'de hayat buralarda.
Onu farkettik! gece hayatı, insanlar... full kalabalık. ve çok güzel bir mekandı...
Giriş için ücret alınmıyor, dilerseniz girip bir göz atıp etrafa bakıp çıkabilirsiniz...
Lounge kısmı, restaurant kısmına göre biraz daha ucuzdu diyebilirim.
Tercihinizi siz yapın! ;)

farewell UBUD...

Bali'ye yani Endonezya'ya gidişte vize yok. Onların özel vizesi var. Ülkeye girişte 25 Dolar veriyorsunuz ve vizeniz olmuş oluyor...
indiğimiz an bizi bu sefer de başka bir acente bekliyordu gezdirmek için!
yine araba, yine yolculuk diyerek yola koyulduk.
Bali'de ilk durağımız Ubud Hanging Gardens'di...
yolu anlatamam yaşamanız gerek - felaket! yollar acayip dar, yağmur çamurdan dolayı herhalde yollarda çökmeler çok oluyor araba sürekli çukurlara girip çıkıyor, kusmamak için kendinizi tutuyorsunuz...
biz bir de yol yorgunuyuz... daha önceki yazılarımı okuyanlar bilir buraya Bangkok'tan direk geldik. Artık neredeyse 2 gündür hiç uyumamışken bu yolculukta (havaalanından Ubud'a yol 1,5 - 2 saat sürüyor) birazcık uyumak istiyor insan! ama ne mümkün... ama sonuç her şeye değiyor.

Ubud Hanging Gardens internet sitesine baktığınız an bile burası bir CENNET dedirtiyor insana... gelin bir de siz gerçeğini görün diyorum... asansörü teleferik kıvamında. her ev kendine özel. herkesin kendine ait bir evi oluyor yani... bizimkisi bir villa oldu. kendi havuzumuz, bahçemiz, balkonumuz, dinlenme ve güneşlenme balkonumuz neyimiz yoktu ki? Banyomuzda küvetimiz su dolu ve gül yapraklarıyla doluydu... ve tabi Bali'li olma kültüründe herkes sizi güleryüzüyle ve hediyeleriyle karşılıyor...
manzaramız olağanüstü bir doğa. orman, yeşillik... uçsuz bucaksız muhteşem bir görüntüydü...
ve işte o an dinlenmenin keyfini çıkartmaya başlıyorsunuz...
eğer oraya gidecekseniz - o otele - mutlaka önceden "couple" masaj randevunuzu almış olun...
böyle bir keyif & zevk yok...
açık alanda - dediğim gibi anormal bir yağmur yağıyordu - masaj oluyorsunuz - sevgiliniz yanınızda... daha ne istersiniz??

Tüm gün otelin keyfini çıkardıktan sonra akşam yemeği için dışarıya çıkmak istedik ve Nomad diye tavsiye aldığımız bir restauranta gittik... orada hayatımda (gerçekten!) gördüğüm en müthiş garsonla tanıştım! adı GUSTİ! full pozitif enerji, güleryüz süper bir adamdı... nişanlısı vardı - umarım onların da mutlu bir evlilikleri vardır artık! :) Ve vermont'tan buralara kadar gelip uzakdogu turu yapan Hanna & Sarah ile tanistik, cok tatli kizlardi.. Kanasta oynuyolardi ama bizden baya baska bi tarzda! Beraber oynayalim dedik oyle basladi sohbet oyun yalan oldu ama cok tatliydi kizlar.. Sohbet uzun surdu.. restaurant'ı kapatan biz olduk :)


Ubud 2. günümüz oraya aşık olduğumu ilan ettiğim gün oldu...
Sabah muhtesem manzaramizla kahvalti ettik..
Sonra bizi almaya geldi tour guide'imiz Suat! :)
İlk durağımız Monkey Forest - muhteşem şeker maymunlara yemek vererek onların doğasını gezdik...


bu arada etrafta milyonlarca dekorasyon malzemesi satan insanlar ve onların pazarlıklarıyla karşılaşıyosunuz hiç çekinmeyin full pazarlıkla mükemmel şeyler alabilirsiniz evinize! :)
Oradan art painting yapilan yere gittik Arma art gallery - fotograf cekmek yasakti.. ve sonra yine art painting yapilan Batuan'a gittik.. İkisinden de 2 ayri cok guzel tablolar aldik.. Ve ardindan Batur volkani ve golune gittik.. Muhtesem bi manzaraydi!! Tropical bahce'ye gittik.. hayatımda ilk ve muhtemelen son kez gördüğümüz meyveleri tattık... Vanilya agaci, coconut, cat shit coffee, cacao agaclari gorduk! Bali kahvesi, cikolatali kahve, zencefil cayi, limon cimeni cayi, ginseng kahvesi ictik en sonda da cat shit coffee ictik!!:)) Cat Shit Coffee dedikleri şey bizim bildiğimiz kedi hayvanından değil, oraya özgü kediye benzer olan hayvanın adı Luwak. o hayvanı kafeste besliyorlar (toplam 15 tane varmış o ormanda bu hayvandan) ve onun dışkısıyla üretilen bir kahve türü... biraz bizim türk kahvemize benziyor bile diyebilirim pişirilme tarzı! :)
kahvenin adı da Kopi Luwak :)
size LUWAK hayvanından bir kare :)


sağ alt köşedeki resim LUWAK hayvanının "shit" şekli :) yani bir nevi coffee bean!


Ardindan Sebatu Holy Spring Water Temple'a gittik... 11.yy'dan kalma mükemmel bir yerdi...
Tegallalang Rice Terrace; Endonezya'nin en büyük pirinç tarlasına gittik..
Ve sonra Suat'tan ayrıldık, Ubud center'da ikimiz gezmeye basladik... ubud'da bile Starbucks bulduk bu arada! :) Akşam ise tüm gün ki gezmenin ardından otelimizde yemek yemeyi tercih ettik, mükemmel mutfağı olduğunu söylemeliyim... ve son Ubud günümüzde ise Ubud'un müthiş doğasında Rafting yaptık! :) mükemmel bir tecrübeydi... kesinlikle tavsiye ederim!!
Bunlar da tapınaklardan birkaç kare...

Buradan ayrılırken tek soyledigim sey "Buraya tekrar gelmek istiyorum! çok kısa sürdü..." oldu.
Yazı başlığımda "elveda Ubud" dedim ama hope to see you soon UBUD! diye bitiriyorum! :)

36 hours in Bangkok

Bangkok dendi mi artık aklıma hep 1,5 güne neleri sığdırmışsak o koşturma ve tempo gelecek...
Böyle hızlı şehre iyi ayak uydurduk - uydurmaya çalıştık diyelim!
Phuket uçağımız rötarlı iniş yaptı Bangkok'a... 2 saat geriden bile başladık yani... ve tabi herkesten duyduğumuz kadarıyla Bangkok'ta sel vardı... sel var dendiğinde beklentiniz ne bilmiyorum ama benim beklentim hava koşullarının çok fena olması, ortalığın sullar seller altında kalmış olması gibi bir durum vardı aklımda... ve bir de rötar olunca kim bilir nasıl hava diye durduk, meraklandık, endişe ettik...
ama varır varmaz güneşli havayla birlikte çakma Ray-Ban gözlükleriyle 32 diş modunda bizi karşılayan tur rehberimiz Pai ile ve mini van'ımız ile gezmeye başladık. Wanida Pangpairee gerçek adıymış, komedi kadın... asla unutamam onu... bu kadar konuşkan bir insan hayatımda görmedim! mütamadiyen konuşuyor hem thai dilinde hem de garip ingilizcesiyle... ve tabi garip sesler çıkartıyor ara sıra bize onay verirken...
Sonuç : Bangkok'ta sel yoktu... sel kış aylarından kalmış... sel dedikleri de kış aylarında o kadar çok yağış olmuş ki nehir suları çok yükselmiş. bu nehir suları da günün belli başlı saatlerinde ve Ay'ın durumuna göre şehre sular basıyor sonra da sular geri çekiliyor! akşamüstü saatlerinde mesela hiçbir şey kalmamış oluyor! enteresan değil mi?
ama bu hava koşullarından dolayı gündüz saatlerinde şehre sular bastığı için de dünyanın en meşhur pazarı dedikleri Chatuchak market tarihinde ilk defa kurulmadı! ve biz görememiş olduk! :)
ve bu bilgileri de aldıktan sonra Bangkok turumuz başladı!
Oturan Buddha, Yatan Buddha, Ayakta Buddha, Golden Buddha, Kral'ın sarayı vs vs tüm bu buddha'ları görmeye gittik...



Meditasyon yapan buddha ve Nirvana'ya ulaşan buddha heykellerini gördük... biri "Stop fighting" (kavgaya son verin) diğeri ise "Stop evil-eye" (nazara son verin) anlamına geliyormuş.
iki çeşit Buddha var; biri Chinese Buddha digeri Thai Buddha.. Thai Buddha resimlerde gordugunuz uzun kulaklari olan, meditasyon yaptıgını gosteren Buddha. Chinese Buddha ise şişko hep gülen Buddha'lar var ya onlar işte! anlamı da God of Happiness, çok tatlılar!


Bangkok'ta her yerde Kral'a şükranlarını sunuyor insanlar. her yerde Kral'ın resminin çerçeveli halini görüp yanında mumlar, taze çiçekler, meyveler görebilirsiniz...
Burası Kral'ın Sarayı :


Turumuza devam ederken, Siam Square'e gittik neymiş ne değilmiş gördük...
MBK (mah boon krong) - Embeke diye okunuyor - lokal alışveriş merkezine gittik. çok büyük ve epey kafa yorucu bir yer... Sahte bir sürü şeye ulaşabileceğiniz, hediyelik eşyanın tavan yaptığı mekan.
Akşam yemeğine Seafood market'e gittik... biraz pahalı bir yer ama emin olun gittiğinize ve yediklerinize değecek bir yer...
Balıklar orada canlı canlı duruyor neyi yemek istiyorsanız seçiyorsunuz ve sonra sizin istediğiniz pişirme tekniğine göre size özel hazırlanıyor...


Sonra otele eşyalarımızı bırakıp hemen otelimizin yanında olan Sirocco sky bar'a gittik...
Sirocco - Hangover 2 filminin bir sahnesi burada çekilmiş baya etrafta film afişlerini görebiliyorsunuz. ama müthiş manzarası olan, çok güzel bir yer. yemek yeniyor, gece bir içki içmeye gidiliyor... şık ve güzel bir yer...
SIROCCO SKY BAR :

HANGOVER 2 FİLMİNİN SIROCCO'DA ASILI AFİŞİ :


Bu arada otel demişken otelimizi yamana atmamak gerek. Shangri-La Bangkok 'ta kaldık! muhteşem bir lux... her şey süperdi... bu kadar kısa süre, otelde neredeyse hiç uyumadık ve pek de göremedik desek de çok güzel bir oteldi... karşılamaları, odamıza bıraktıkları "honeymoon couple" (balayı çifti) hediyeleri ve karşılama hediyeleri çok hoştu.
Odamızdan Bangkok manzarası :

Otel ikramlarımızdan biri :




Ertesi gun - ki Bangkok'ta full 1 gun gecirecegimiz gun - sabah 6'da uyandırıldık bizi gezdiren ekip tarafından!
Seafood market dedikleri, sabahın çok erken saatlerinde kurulan Balık Pazarı'na gittik. Bizdeki meyve sebze pazarı gibi ama onların ki balık pazarı! yerlere oturuyorlar, açıyorlar tezgahlarını, kimisi yengeç satıyor, kimi karides, kimi iprenç böceklerden satıyor, kimi garip gurup balıkları... ortamdaki kokuyu siz düşünün bir de sabah sabah!! felaket! :)
ama olayın enteresan kısmı her sabah saat 08:30'da bu pazarın tam ortasından -ki 2 kişi yanyana zor yürüyorsunuz burada- tren geçiyor! zaten ekibimiz bizi bunu gorelim diye getirmis oraya... Tren gorevlisi geliyor, trafigi durduruyor, herkes tam 1 dakika icinde tezgahını kaldırıyor, tren geçiyor ve herkes tezgahını geri koyuyor! sistem bu! çok enteresandı bize göre... adamlar buna alışmış gayet güzel yapıyor ama bize enteresan geldi tabi...
Ve oradan çıkışta bir de gördük ki sel dolayısıyla etrafı bu saaten sular basmaya başlamış! hemen kendimize bir çıkış yolu bulduk tabi... :



Oradan Pineapple & Coconut yapım yerlerini gördük - muhteşem kokulara geçiş! :) taze taze coconut'lar yedik hatta biz de yaptık adamlarla birlikte! :)
ve sonra küçük bir kayıkla (ki bu kısmı süperdi! kayığa da motor takmışlardı) Floating Market'e gittik.
Çok çok enteresan ve güzel bir yerdi... görülmeye değerdi.

Teak ağaçlarından yapılan mobilyaların üretim yerlerine gittik. Mudo Concept nerelerden malları getiriyormuş görmüş olduk! :)
Rose Garden diye bir yere Thai Village Cultural Show izlemeye gittik... orada Thai kültüründe neler varsa, mesela fillerle showlar, thai boxing, 23 Nisan'da TV'de izlediğimiz uzun tırnaklı kadınların orjinal ve garip dansları gibi birçok şeyi izledik.
ve Bangkok merkeze dönüş yolumuzda biz de SEL'den nasibimizi aldık!
tam 3 saat arabada mahsur kaldık... uyuduk,uyandık hala aynı yerdeydik... çok enteresan, hava nasıl sıcak, herhangi bir yağmur yok ama etraf sular altında... ilginçti.

Merkeze vardığımızda Siam center'da çok meşhur olan Paragon Shopping Mall'a gittik orada ne kadar zamaniniz olsa o kadar cok durursunuz gibi görünüyor!.. Dev gibi ve cok guzel!..
Otele dönüşümüzde muhteşem bir masaj merkezi çıktı karşımıza, kendimizi o yorgunlukla oraya attık!
tam 1 saat Thai masajı yaptırdık ve üstüne yetmezmiş gibi yarım saat de ayak masajı yaptırdık...
Gece Banyan Tree otelde Vertigo adlı bara sonra da Q Bar 'a gittik..
VERTIGO :

Bir diger alternatif de Supper Club var.. Bar/club icin en iyi 2 alternatif bunlarmis zaten, hepsini görmüş olduk!
Supper club'da halloween partisi vardi ve saat 2 olmustu daha gec olmadan biz otele donmek durumunda kaldik..
Valizimizi yaptik ve gece 3'te aracımızı beklemek üzere lobideydik! Havaalanina dogru....
Tatilimiz gittikçe bitiyor diye düşünürken, ağzımızı açık bırakan, bizi mest eden, tekrar gidelim dediğimiz yegane mekana doğru havaalanına gittik.
Bali'ye doğru...

4 days in Phuket

Sizlere daha önceden de belirttigim gibi bizim yolculugumuz Phuket ile basladi, Bangkok'la devam etti ve Bali'de son buldu.
Bu yuzden yolculuk sirasina gore yazima basliyorum :
Phuket ; denince bence olay Patong Beach'tir.
Biz Patong Beach'te bize gore kalinabilecek en guzel yerde kaldik... cunku hem Patong Beach'teydik hem de denize sıfır bir yerde kaldık (patong beach'te baska denize sıfır otel yok ama baska yerler var Phuket'te yine tur şirketimiz sagolsun...)
Istanbul'da da 2012'de acilacak olan Le Meridien oteller zincirinde, Phuket Le Meridien Beach Resort'ta kaldik.

Phuket'e etraftan cok kulak dolgunluguyla, tavsiyelerle gittik... bu yuzden az cok biliyorduk gidecegimiz yerleri, yapmamiz gerekenleri. Mesela tatilimizin en pahali lokasyonunun burasi olacagini da biliyorduk.
Pazarlik her zaman yapmak gerek (bu uzakdogu tatillerinin olayi buymus!), her urunde! %30'u fiyatina kadar inebiliyorsunuz fiyatlarda, siz dusunun! hemen hemen her urunde, tuk tuk'larda (bir nev-i taksi) bile!


Phuket, gece hayati bakimindan daha cok bekarlara uygun bir yer! :) ping-pong sovlari, gece hayati, striptiz klupleri gibi bircok etkinlik (!) var... O yuzden biz mesela Phuket'te her aksam yemek yedikten sonra sahilde yuruyus yapip, Reflexology masajimizi yaptirdik ve oranin meshuur kacak DVD'lerinden birini aldik ve odamiza donup film seyrettik! :)
Gunduz yapilacak cok sey var tabiki! Elephant safari bence yapmaniz gereken bir etkinlik...Monkey beach'e gidin, maymunlari muzlarla besleyin... Gunluk turlar var, o turlardan Phi Phi Island turuna mutlaka katilin... bembeyaz kumlari, The Beach filminin cekildigi sahili gorun... cok ilginctir ki saat 14:00'den sonra o denizde tum sular cekiliyor ve sadece kara kaliyormus! o yuzden zaten epey erken basliyor tur! :)
Günbatımı @ Patong Beach :

Savoey restaurant'i tavsiye ederiz. Cok guzel deniz urunleri yiyebileceginiz bir mekan... Phuket'teki en guzel yemeginizi yiyebileceginiz mekan ise Da Mauruizo'dur. Bir italyan lokantasi...restaurantin kendi servisi vardi (ozel sofor gonderip seni aldiriyor neredeysen)! Bu baya lux sayilio buralarda... Rezervasyon yaptirmaniz gerek! Cok guzel ama pahali bir yerdi.. Pahali yer de az bulunuo buralarda :) Super bi yemek yedik!
Tatilimizin baslangic noktasiydi. Dinlenip kendimize gelme yerimizdi.Devam eden 11 gunde o kadar cok yer gorduk, o kadar cok yasadik ki aklimizda kalan birkac detay olarak kaldi Phuket...Guzel dogasi, tatli ve saygili insanlari, denizi kumu gunesi acayip yakici olan bir yerdi Phuket...
Trimakasi Phuket!


NOT :
1- taksilerle (tuk tuklarla) pazarlık yapmayı unutmayın!
2- Phi phi adasına gitmek sürat teknesi ile 1,5 saat sürüyor. eger uzun yolculuk yapamayacaksanız haberiniz olsun.
3- Biz James Bond adasına gitmedik ama orası da cok guzelmis...
4- eger Phuket sonrasında Bangkok'a gidiyorsanız sakın Phuket'te çok alışveriş yapmayın! çünkü Bangkok çok daha ucuz!
5- yorgunlugunuz 5 dakikada gitsin istiyorsanız her yerde sizi içeri davet eden kadınların olduğu masaj salonlarına girin! Reflexology masajı yaptırın...ayaklarınıza yarım saatlik tatil yaptırın...oradan koşarak otele bile varabilirsiniz, çok iyi geliyor!! :)

Our Honeymoon...

Biz, düğünümüzden çook önce sanki her şey bir rüya veya yalan da tek gerçek tatilmiş gibi balayımızın planlarını yaptık...
Evlenme teklifi ardından insanlar düğünlerini düşünürken, biz tatilimizi düşündük!
Ekim 2010'da gittik Chocolate Tour'a Burak Bostancı'nın kapısını çaldık.
Bizi muhteşem içki ikramları, tavla sevdasıyla ve tüm sevecenliğiyle karşıladı.


Önümüze dünya haritasını açtık. Nerelere gitmek istiyoruz diye saatlerce kafa patlattık.
Bu zamanda buralarda hava kötü, buralarda iyi diye yönlendirmeleriyle ve hayallerimizide göz önünde bulundurarak tabi...
Çook fazla yer görmek istiyorduk ve zamanımız kısıtlı, ne yaparız diyorduk... zamanımızı 15 gün gibi bir süreye çıkardık!
işlerimizi o zamana kadar ayarladık.
Ve son kararımız Uzakdoğu'ya gitmek oldu!
Önce Tayland'a; Phuket ve Bangkok'a. Ardından Endonezya'ya; Bali'ye - Bali'de Ubud, Jim Baran, Kuta ve Seminyak'taydık ve en son Singapur'a gittik.
ve ülkemize döndük.......
+ 6 saat farkıyla yaşadığımız en uzuun ve güzel günlerimizi geçirdik...
geriye sadece fotoğraflarımız ve yaşadıklarımızdan aldığımız notlar, hatıralar kaldı.
Çok kısa süre sonra her bir yazımı toparladıkça sizlere yazacağım.
Şimdilik göz zevkiniz için birkaç fotoğraf paylaşıyorum :

PHUKET // PATONG BEACH :



PHUKET // PHI PHI ISLAND (THE BEACH filminin cekildigi mekan):



BANGKOK // TEMPLE :


BALİ // KUTA BEACH :
Sevgiler!

Balayında nerelere gidilir?

Sevgili Tatil Günlüğüm okurları,

Biz dev gibi dünya haritamızı açmış bakarken...
size de sormak istedik...
Biz hayırlısıyla Ekim sonunda evleniyoruz ve balayı tatilimizin hayalini kuruyoruz...
gidebilirsek eğer (ki artık önümüzdeki günlerde düğüne kadar tatilimiz hiç yok tek umudum balayı :))
nereye gidelim???
siz olsanız nerelere gidersiniz?
veya nereye gittiniz?
bize nereleri tavsiye edersiniz??

elimizde içkiler, altımızda kum deniz güneş üçlüsü mü?
gezip görülecek yerler mi?
meditasyon yoga tarzı yerler mi?






biz biraz eğlence istiyoruz açıkçası...

Bali mi?
Maldivler mi?
Çin mi?
Phuket mi?
Dubai mi?
Singapur mu?
Mauritius mu??



Uzak doğu mu görülmeli?
Güneylere mi gitmeli?
Rio De Janerio mu?
Paris mi?



diye diye...
düğünden çok bunu düşünüyorum walla ne yalan soyliyim...
benim için gezip görecegim, dinlenip eğleneceğim yerler hepsinden daha onemli sanki :)

yorumlarınızı, yardımlarınızı bekliyoruz!

Sevgiler,